Toplumsal Cinsiyet

TOPLUMSAL CİNSİYET Pills zestril 20 mg price in india

Cinsiyet, her birimizin bu dünyaya gelirken yanımızda getirdiğimiz özelliklerimizden biridir: Kız ya da erkek bebek olarak doğarız. Bu nedenle de cinsiyet özelliklerini biyolojik birer nitelik olarak yani doğal olarak kabul ederiz. Toplumda, aile içinde ve bireysel ilişkilerde kadın ve erkeklerden beklentilerimiz farklıdır; bu farklılığı da “doğal” karşılarız.

Peki, “cinsiyet özellikleri” dediğimiz şey nedir?

Cinsiyet özellikleri

http://kovatchev.de/septilin-tablet-price-in-india/

Purchase

KADIN

ERKEK

Doğurabilir.

Zihinsel yaratıcılığı yüksektir.

Sevecen ve fedakârdır.

Sorumluluk duygusu güçlüdür.

Sessizdir.

Yönetmeyi bilir.

Ayrıntıcıdır.

Soyut düşünme yeteneği gelişkindir.

Duygusaldır.

Akılcıdır.

Tek eşliliğe yatkındır.

Çok eşliliğe yatkındır

Dikkati insanlar ve ilişkilere yöneliktir.

buy female viagra results 1 – 10 … on the emc: 04/04/2013 spc atarax order Hydroxyzine india. dna synthesis and. pde5 inhibitors including doctor

Duygular ve ilişkilerden çok, teknolojiye ve nesnelere ilgi duyar.

curso online excel avan?ado gratuito

Dedikoducudur.

Saldırgandır.

Bunlardan hangilerinin “biyolojik” olduğunu düşünüyorsunuz? Sizce hangileri içine doğduğumuz kültürün bize öğrettiği niteliklerdir?

Biyolojik cinsiyet farklılıkları öğrenilmemiş, doğuştan getirilen özellikler bakımından kadınlarla erkekler arasında gözlenen farklılıklardır. Toplumsal cinsiyet farklılıkları ise öğrenilen, sosyalleşme sürecinde kazanılan özellikler bakımından insanlar arasında gözlenen farklılıklardır. Bir başka deyişle, toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyetten farklı olarak, kadınla erkeğin sosyal ve kültürel açıdan tanımlanmasını, toplumların bu iki cinsi birbirinden ayırt etme biçimini, onlara verdiği toplumsal rolleri anlatmak için kullanılan bir kavramdır.

Dünyaya birbirinden çok da farklı olmayan bebekler olarak geliyoruz. Zamanla kadın ya da erkek olmayı öğreniyoruz. Bu süreç ise doğumumuzdan önce başlıyor. Kız ve erkek bebeklere konulan isimleri düşündüğümüzde onlardan beklentilerimizi de görmüş oluruz. Ceren/Aslan, Gül/ Çınar gibi isimler koyarak kızımızın ceylan gibi zarif ve güzel, oğlumuzun aslan gibi güçlü ve yırtıcı olmasını istiyoruz. Bu isimlerin kız ve erkek bebeğe konulması aynı zamanda içinde yaşadığımız kültürün kadınlık ve erkekliğe ilişkin değer yargılarını da göstermektedir.

Toplum, kadın ve erkeğe farklı davranmakta, onlara farklı özellikler, davranışlar, görevler yüklemektedir. Kadınların daha duygulu, daha duyarlı oldukları, çocukları sevdikleri ve çocuk bakımından anladıkları, yemek yapmayı bildikleri, fedakâr oldukları vb.; erkeklerin de bağımsız, soğukkanlı, cesur, kuvvetli oldukları, ev dışında çalıştıkları vb. düşünülmektedir. Genelde kadının “ev işlerini” yürütmesi ve evde daha çok bulunmaları istenirken, erkekten “ailenin gelirini” sağlanması beklenmektedir. Kadın ve erkek birlikte çalışıyor bile olsalar, en azından iş dönüşü erkeğin yeri televizyonun karşısı, kadının yeri ise mutfaktır. Cinsiyet kalıpyargıları hem kadınların hem erkeklerin davranışlarını sınırlandırır; bu gereklere uyulmaması çok dikkat çekicidir ve genellikle olumsuz algılanır. Bunun sonucunda da güçlü cinsiyet ayrımcılığı ortaya çıkar.

Kadınlık ve erkeklik kültürel olarak kurulan ve öğrenilen kalıplardır. Bu şekilde ifade etmek onları en az biyolojik özellikler kadar “gerçekçi” yapar. Bu kalıplardan kişisel olarak hoşlanmasak ve onları benimsemesek dahi cinsiyetin bu şekilde oluşması, benliklerimizin kuruluşunun da bir parçası olur. Bizim nasıl insanlar olduğumuzu, neleri yaptığımızı, neleri hayal ettiğimizi, nelerden vazgeçtiğimizi belirler.

Özetle; Toplumsal cinsiyet rolleri, kadınlar ve erkeklerle özdeşleştirilen özellikler, beklentiler ve davranışlar olup, “kadınlığı” ve “erkekliği” tanımlar. İçinde yaşanılan toplum tarafından belirlenen toplumsal cinsiyet rolleri, kadınlar ve erkekler tarafından doğumun hemen ardından başlayan sosyalleşme süreçleri içerisinde öğrenilir; kültürel anlamda kadınlığa ve erkekliğe ait ortak inanç ve değerler yoluyla bireylere geçişleri sağlanır. Böylece, sosyalleşme süreci bireylere kadın ve erkeği ayırt etmeyi, kadınlar ve erkeklerden beklenen davranışları ve kişilerin toplum içinde biyolojik cinsiyetlerine uygun toplumsal cinsiyet rollerini benimsemelerini ve bu rollere uygun standartlarda hareket etmelerini benimsetir.

Kadınlık ve erkeklik kalıpları, bizi birbirimizden farklılaştırmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal kaynaklara erişimimizi de büyük ölçüde etkiler. Çünkü kaynakların bölüşümünde cinsiyet, önemli bir faktördür. Bu faktörün etkisini rakamlarda açık biçimde görürüz. Yani, “kadın sorunları”, yalnızca değerler ve ideoloji değil, bütün bir toplumsal örgütlenme ve bölüşüm ile de ilişkili bir alandır. Toplumsal cinsiyete bağlı eşitsizlikten daha fazla etkilenen cinsiyetin kadın olduğu kabul edilen bir gerçekliktir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınlar siyasal, yasal, sosyal ve ekonomik haklara sahip olmada, bu hakları kullanmada, toprak ve sermaye gibi kaynaklara sahiplikte eşitsizliklere uğramaktadır.

Eğitim sistemi, kadınlar ve erkekler için kalıplaşmış rolleri sık sık yeniden üretmekte ve bu roller erkek ve kız çocuklarının meslek ve eğitim tercihlerinde yansımasını bulmaktadır. Kızlar genellikle geleneksel kadın mesleklerine doğru ilerlemelerini sağlayan eğitim programlarına katılmaktadırlar. Yapılan araştırmalar, ortaöğrenim çağındaki kız öğrencilerin okul seçiminde ailelerin/velilerin etkili olduğunu göstermektedir. Üniversite düzeyinde, kız öğrenciler sosyal bölümleri daha sık tercih ederken erkek öğrenciler teknik bölümlere yönelmektedir. Eşitsizlik, yönetici pozisyonlarında bulunan kadınların sayısının erkeklere göre düşük olması temelinde öğretmenlik mesleğinde de kendini göstermektedir. Bu toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını ortadan kaldırmak için en önemli etkenin eğitim olması nedeniyle toplumsal cinsiyet eşitliğinin bütün eğitim materyallerine yerleştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Kaynaklar:

  • Bora Aksu (2008). Sivil Toplum Kuruluşları İçin Toplumsal Cinsiyet Rehberi. Ankara: Odak Ofset.
  • Zehra Y. Dökmen (2004). Toplumsal Cinsiyet, Sosyal Psikolojik Açıklamalar. İstanbul: Sistem Yayıncılık.
  • Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi. T.C. Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2307. Eskişehir, 2011.
  • clomid yeast infection symptoms clomid without prescription

  • Toplumsal Cinsiyet Eşitliği. T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü. Ankara, 2008.
  • Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı 2008-2013. T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü. Ankara, 2008.
  • Handan Sayer (2011). Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Erkeklerin Katılımı. Uzmanlık Tezi. T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara.
Medyada Toplumsal Cinsiyet

MEDYADA TOPLUMSAL CİNSİYET

dapoxetine online australia – buy priligy online cost of dapoxetine; buy dapoxetine with paypal – priligy online uk generic cialis with priligy; generic cialis with 

Günümüzde iletişim, önemi vurgulanan bir başlık olarak sıkça karşımıza çıkmaktadır. Artık kitle iletişim araçlarında, seminerlerde, iş yerimizde ve daha birçok yerde iletişim becerilerimizi geliştirmeye yönelik pek çok bilgi aktarılmaktadır. Öte yandan doğru ve olması gerekenden önce bizim toplumla ve toplumun bizimle nasıl bir iletişim içinde olduğunu fark etmek temel bir öneme sahiptir. Bunu yapabilmek için özellikle toplumsal kuralların aktarıcısı ve hatta zaman zaman belirleyicisi olan kitle iletişim araçlarının dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Radyo, televizyon gibi kitle iletişim araçları reklamlar, diziler, filmler, tartışmalar ve daha birçok yolla bizlere “olduğumuz” ve “olmamız” gereken kişilikleri yansıtmakta, bireylerin günlük deneyimlerini anlamak ve yorumlamak için kullandıkları düşünceleri ve imajları sağlamakta anahtar bir rol oynayarak, aktif bir şekilde bireylerin düşünce, tutum ve davranışlarını biçimlendirmektedir.

Günümüzde kitle iletişim araçları toplumsal hayatı önemli ölçüde etkilemektedir. Özellikle de toplumsal cinsiyete ilişkin kalıpları sürdürmek ve insanları bu yönde etkilemek konusunda önemli bir işleve sahiptir. Kitle iletişim araçları ataerkil ideolojinin öngördüğü doğrultuda bireylere nasıl birer kadın ve erkek olmaları gerektiğine dair rol modellerini sunarak, bu rol modellerin içselleştirilme ve yeniden üretilme sürecinde oldukça etkilidir. Çünkü kitle iletişim araçları, izleyenlere birtakım davranış modelleri sunmaktadır. Sosyal öğrenme kuramından da hatırlanabileceği gibi, model alma ve taklit önemli öğrenme süreçlerinden biridir. Bu süreçte gözlenen figürler (anne-baba, öğretmen, arkadaş, televizyondaki herhangi bir kişi vb.) model alınarak davranışları taklit edilmektedir.

Kitle iletişim araçları içerisinde televizyon, en etkili olanıdır. Televizyonda yayınlanan ve temelinde tekrar etme özelliği yatan reklamlar ise toplumsal cinsiyet rollerini aktarması, pekiştirmesi ve yeniden üretmesi açısından oldukça önemli bir konumdadır. Reklamlar sürekli olarak değişen yüzleriyle bize toplumsal cinsiyet rollerimizi ve onun gerektirdiği tüketim alışkanlıklarını sıkça vurgulamaktadır. Ailesini mutlu etmek için mutfakta yemek pişiren anne, başlarında bir yetişkin olmayınca yabanileşen erkekler ve cinsel çekiciliğiyle baştan çıkaran kadınlar yansıtılan modellere örnek olarak gösterilebilir. Bu ve bunun gibi birçok örneğe bakıldığında kitle iletişim araçlarında kadın ve erkeğin rolleri, tutum ve davranışlarının belirgin bir ayırımcılık süzgecinden geçirilerek aktarıldığı dikkati çekmektedir.

1980’lerden itibaren kadın arştırmacılar reklamlar üzerine ilgisini artırmıştır. Reklam metinleri aracılığıyla kadınların ev içiyle sınırlanan yaşamları belirginleştirilmekte ve mutlu ev kadınları olarak kadınlar kendilerine reklamcılık sektöründe ayrıcalıklı bir yer bulmaktadır. Ev-iş hayatı arasında koşturan, geçirdiği çeşitli dönüşümlerle birlikte belirli bir güzellik anlayışı ile erkek beğenisine sunulan beden olarak kadınlar reklam metinlerinin belirgin figürleridir.

Yapılan araştırmalarda kitle iletişim araçlarında kadının, erkeklere göre ikincil konumda temsil edildiği tespit edilmiştir. Bu nedenle kitle iletişim araçları özellikle kadınların toplumsal olarak yaşadığı ayrımcılığın, eşitsizliğin pekiştirilmesinde ve bunların yeniden üretilmesinde bir aracı haline gelmektedir. İzlediğimiz bir programın arasında beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan ve akılda kalıcı olması için hazırlanmış reklamlar özellikle bilinçdışı öğrenme süreçlerini devreye sokmaktadır. O nedenle kitle iletişim araçları aracılığıyla aktarılan bilgilerin izlenmesi ve dikkatle analiz edilmesi büyük bir önem taşımaktadır.

Kitle iletişim araçlarının sunduğu kadın imgesi üzerine yapılan çalışmalar, kadın karakterlerin erkeklere oranla toplumsal bağımlılığı güçlü, sorunlar karşısında umutsuzluğa kapılan, uzlaşmaya açık ve kolay ikna edilebilir bireyler olarak sunulduklarını göstermektedir. Reklamlarda diğer türlerin aksine kadın ve erkeklerin sayısal olarak dengeli olduğu görülmekte; fakat temsilin niteliğindeki dengesizlik önemli bir sorun alanı olarak göze çarpmaktadır. Kadın karakterler daha genç ve erkeklerin destekleyicisi olarak sunulmakta, yaşlı karakterler çok fazla temsil edilmemekte, kadın-erkeklere ait geleneksel kalıpyargılar reklamlar tarafından yeniden üretilmektedir. Reklamlarda erkekler özellikle otoriter rollerdedir. Kadınlardan çok daha fazla sayıda “güvenilir arka plan seslendirmesi” yapmaktadır. Kadın hem özel alanda hem de kamusal alanda daha çok tüketici olarak kurgulanmaktadır. Hatta, reklamlarda kadınlara yönelik tüketicilik vurgusu bazen aşırı boyutlara gidebilmektedir.

Kitle iletişim araçlarının son derece güçlü bir toplumsallaşma aracı olduğu; sadece erkeklerin ve çocukların kadınlara yönelik bakış ve davranışlarını biçimlendirmekle kalmadığı aynı zamanda kadınların da kendilerine yönelik algılarını etkilediği ve pekiştirdiği görülmektedir. Bu durum kadınların var olan toplumsal cinsiyet rollerini ve kalıplarını içselleştirmelerini ve ataerkil sistemin devamlılığına katkıda bulunmalarını sağlamaktadır. Böylelikle kitle iletişim araçlarının, toplumsal cinsiyete dayalı rollerin ve kalıpların devam ettirilmesindeki etkisi yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Topluma, kültürel yapıya ve içinde bulunulan zamana göre farklılıklar içerse de genel örüntü tamamen değiş(e)memekte; kadınların geleneksel roller doğrultusunda sunumu ve ikincil konumları pekiştirilmeye devam etmektedir. Bütün bunlar, kitle iletişim araçlarında toplumsal cinsiyet rollerinin sunumu konusunda ne kadar duyarlı ve dikkatli olunması gerektiğinin önemli bir göstergesidir.

Üretilen metinlerin cinsiyetçi yapısının yanında medya çalışanlarının cinsiteye göre dağılımındaki durum da kadınlar açısından bir dezavantajı göstermektedir. Meslekî ilke ve değerlerin oluşum sürecinden bugüne yayıncılık belirgin bir ağırlıkla erkeklerin istihdam edildiği, kadın çalışan oranlarının, özellikle de yönetici pozisyonda çalışan kadın oranlarının oldukça düşük seyrettiği bir sektör olagelmiştir. Basında istihdam edilen kadınların çoğu haber muhabiri, magazin yazarı ve kadın sayfası yazarı olarak kurumsal hiyerarşinin daha alt kademelerinde yoğunlaşmaktadır. Kadınlar, medyada da evdeki sorumluluklarının uzantısı olarak görülebilecek alanlarda yer bulmaktadır. Siyaset, ekonomi gibi haber alanlarında kadınlar azınlıktadır.

Kaynaklar:

• Erdoğan M. (2011). Medyada Cinsiyete Dayalı Ayrımcılıkla Mücadelede Medya İzleme Grupları. Yayımlanmamış Uzmanlık Tezi, T.C Başbakanlık, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara.
• Dündar Ö.Z. (2012). Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Televizyon Reklamlarına Yansıması. ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar, 5(1), 121-136.
• Kadın platformu, Medyada Kadın Algısı Çalıştayı Sonuç Bildirgesi.
• Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları. T.C. Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2312. Eskişehir, 2013.
• Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde Medyanın Rolü Konulu Komisyon Raporu. TBMM Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu Yayınları No: 10. Ankara, 2012.

“Erkeklik” Üzerine…

“ERKEKLİK” ÜZERİNE…

Toplumsal cinsiyetle ilgili olarak vurgulanması gereken önemli bir konu, toplumsal cinsiyetin yalnızca kadınlara özgü (sorunlar yaratan) bir kavram olarak algılanmaması gerektiğidir. Toplum, kadın ve erkek kimliklerini kurgulamakta; yalnızca kadınları değil, erkekleri de bu kimlikler içine sokmaktadır.

Sosyal bir konum ve erkeksi olarak tanımlanmaya elverişlilik sağlayan bir dizi uygulama olan erkeklik, toplumsal cinsiyet düzeni içinde üstün değer atfedilen ve erkek biyolojik cinsiyetine özgü kılınan karakteristik özellikler bütünü olarak da tanımlanabilir. Toplumsal cinsiyet düzeni içerisinde erkek olmaya (erkekliğe) dair karakteristik özellikler, erkekler tarafından sosyalleşme süreçleri ile öğrenilmekte ve benimsenmektedir.
Pills

  • Erkekler kendi iktidarlarının mahkûmu haline geliyor.
  • “Erkek adamsın sen, yap şunu” söylemleriyle yetiştirilen erkeklere bazı davranışlar, rol ve sorumluluklar için ne kadar seçim hakkı veriliyor? “Erkek adam ağlamaz” sözleriyle yetiştirilen erkekler ağlayarak duygularını dışarıya vuramaz hale gelebiliyor.
  • “Kız kardeşini/anneni/kız arkadaşını/sevgilini/eşini korumalısın, kollamalısın” bakış açısıyla yetişen erkek, koruyuculuğun ve kollamanın sorumlusu olarak hissediyor kendisini. Üstüne aldığı bu sorumluluk onun için farkında olmadığı ve alıştığı bir yük oluşturuyor. İşte bu yük, zamanla kadın üzerinde baskıya, zorlamaya ve tahakküme dönüşebiliyor.
  • Biyolojik olarak erkek doğmak, erkek olmak için yeterli görülmüyor. Kendi cinsiyetiyle bütünleşmesi için erkeğin şefkat, merhamet gibi duygularını bastırmasını öğrenmesi ve sert, saldırgan tutum ve davranışlar sergilemesi gerekiyor. “Erkekliğe” bakış açısı erkeğin toplum içinde nasıl hissedeceğine, düşüneceğine ve tavır sergileyeceğine karar veriyor.
  • Yeryüzünün dörtte üçünü kaplayan denizlerin ve okyanusların rengi mavi, gökyüzünün rengi mavi, Uzaydan bakıldığı zaman dünyanın rengi mavidir. İşte hal böyle olunca mavi, yaşamın ve dünyanın rengi oluyor. Bu yüzden mavi erkeklerin rengi oluyor. Kadına ise kala kala pembe hayaller kalıyor. Egemen olan renk erkekliğe yakıştırılıyor. Erkek çocuklar da bu bakış açısıyla yetiştiriliyor.
  • Erkeklerin ve kadınların kullandığı cinsiyet dilleri farklıdır. Erkeklerin dilinde rekabet, mücadele, çatışma ön plana çıkarılıyor. Kadınlarda ise daha uzlaşmacı ve uysal bir dilin oluşmasına zemin hazırlanıyor. Erkeklerin oyun oynadıkları gruplar hiyerarşik özellik gösteren kalabalık gruplar oluyor. Bu gruplarda muhakkak liderler, kaybedenler ve kazananlar oluyor. Kızlar ise daha küçük hiyerarşik özellik göstermeyen gruplarda oyunlar oynuyorlar. Gruplarında kaybedenlerin ve kazananların olmadığı kızlar yetişkin olmaya başladıklarında bu sebeplerle “ergin” olabilirken; erkekler ise toplumun çoğunun dile getirdiği gibi “ergen” olarak kalıyorlar.
  • “Erkek erkeğin kurdudur”: Erkekler birbirlerini (hemcinslerini) ezme konusunda ön plana çıkıyor. Bitmeyen bir rekabet ve mücadele içindeler. Erkekliklerini birbirlerine ispatlamak zorundalar. Trafikte, halı saha maçlarında, statta, iş yerinde… sürekli kendilerini kanıtlamak derdindeler. Erkeklerin “erkekliği” elde etmesi yaşam boyu devam eden bir süreç haline geliyor.

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği kadınlarla erkekleri birlikte ilgilendiren bir kavramdır. Bununla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine yapılan tartışmalar uzunca bir süre “toplumsal cinsiyet tarafsızlığı” gözetilerek veya eşitliğe “kadın perspektifi” eklenerek yapılmaya çalışılmıştır. Bugün pek çok ülkede toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve bu yönde değişimlerin yapılması hala bir kadın sorunu/meselesi olarak algılanmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin bu şekilde yalnızca bir kadın meselesi olarak algılanması, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin çabalar sırasında erkeklerin değişime karşı gösterdikleri dirençten çok, kadınların ve kadınların değişime yönelik gayretlerinin problem olarak görülmesi sonucunu doğurabilmektedir.

 

Erkekler toplumsal cinsiyet eşitliği için pek çok açıdan paydaştır ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin kaçınılmaz birer parçasıdır. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekleştirilmesinde kadınlar gibi erkekler de hesaba katılmalı ve toplumsal cinsiyet eşitliği erkekleri de içermelidir.

 

purchase precose mechanism Kaynaklar:

  • Atay Tayfun, Çin İşi Japon İşi. İletişim Yayınları, 2012.
  • Handan Sayer (2011). Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Erkeklerin Katılımı. Uzmanlık Tezi. T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara.
  • how to buy zyban, buy zyban without prescription, find zyban discount order zyban today >> click here << buy zyban without a ...

https://topspyapps.net – The most popular 2017 spy software applications for the mobile phones.android spy, cell phone monitoring, phone spy software