Empati

Empati Nedir?

Empati, karşısındaki insanın yerine kendini koyarak olaylara onun bakış açısı ile bakmaya çalışması ve o kişinin düşüncelerini ve duygularını doğru olarak anlaması, bu durumu ona ifade etmesi sürecine denir. Empatinin tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Empati yapılması için gereken üç temel öğe aşağıdaki gibi sıralanabilir.

  • Empati kuracak insan kendisini karşısındaki insanın yerine koymalı, durumlara, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Empati kurmak isteyen kişinin karşısındaki kişinin fenomonolojik alanına girmesi gereklidir. Her insanın kendine özgü bir bakış açısı vardır, algı yaşantıları kendisine özel ve kişiye özgüdür. Bu durum fenomonolojik alan olarak tanımlanmaktadır.

 

  • Empati kurabilmek için, karşımızdaki insanın duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Yalnızca duyguları veya yalnızca düşünceleri anlamak yeterli olmaz. Empatinin bilişsel ve duygusal iki bileşeni mevcuttur. Bu iki bileşenin aynı anda uygulanması empati için gereklidir. İşe karşımızdaki kişinin düşüncelerini anlayarak başlamakta yarar vardır. Sonrasında duygularını anlamak daha kolay olacaktır.

 

  • Son öğe ise kurulan empatinin karşıdaki insana ifade edilmesidir. İnsanların zihinlerinde kurdukları empatik tepkiler ile davranışa döktükleri arasında farklılıklar olduğu bilinmektedir. Zihnimizde canlandırdığımız empatik tepkiyi doğru şekilde ifade etmek ilişkimizin kalitesi açısından önemlidir. Empatik tepkiler hem bedensel hem de sözel olarak karşımızdaki kişiye iletilir. Empatik tepki verirken ikisinin de bir arada ve birbiri ile tutarlı şekilde olması empatinin oluşması için geçerlidir.

 

Sempati ve Empati birbirinden çok farklı iki kavramdır.

Sempati duymak, o insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin tamamına sizin de sahip olmanız demektir. Onun gibi hissetmek onun gibi düşünmek anlamına gelir. Empati ile sempati arasındaki farklılıklar kısaca aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Empati Sempati
Onunla aynı düşünceleri paylaşmanız gerekmez ama onun düşüncelerini anlamak esastır. Onunla aynı düşünceleri paylaşmak yani yandaş olmaktır.
Yaşadığı duyguları anlamak ve tepki vermektir. Aynı duygular yaşanmaz. Aynı duyguları yaşarız. Birlikte üzülür, acı çeker ya da seviniriz.
Onu anlamaktır. Ona hak vermektir.

 

Kaynak:

Dökmen, Ü. (1995). Sanatta ve günlük yaşamda empati. İstanbul: Sistem.

Barış Dili

Buy

Barış Dili

Barış dili, sözlerimizde ve davranışlarımızda saldırgan bir tutum sergilemeden, iletişim kurduğumuz kişileri anlamayı ve ön yargılı olmamayı içerir. Barış içinde bir iletişimde bir yandan kendimizi ifade ederken, bir yandan da karşımızdakinin sınırlarını gözetmemiz gerekir. Ortak bir anlaşma noktası bulunamasa dahi birbirini anlama çabası barış dilinin olmazsa olmazları arasında yer alır.

İnsanlar ekonomik, sosyal, duygusal, cinsel ve/veya fiziksel olmak üzere birçok alanda şiddete maruz kalabilmektedir. Bu şiddet bazen sözlerle, belirgin bir şekilde ortaya koyulabildiği gibi, bazen de duruş, bakışlar, ses tonu gibi sözel olmayan yollarla karşımızdakine aktarılabilmektedir.

Medya ve kitle iletişim araçları her gün farkında olmadığımız milyonlarca bilgiyi zihnimize yüklemektedir. Bu bilgiler zamanla bizlerin şiddet gibi hassasiyet gerektiren konularda duyarsızlaşmasına, farkındalığın ve tepkinin azalmasına sebep olmaktadır. İletişim alanında çalışan birçok uzman, şiddet içerikli haberlerin ve sunumlarının şiddet söylemini sürdüren öğeler barındırdığına; yaşanan şiddet olaylarının ayrıntılı bir şekilde anlatılmasının hem duyarsızlaşmaya neden olduğuna, hem de özendirici bir etkisi olduğuna işaret etmektedir.

Barış dilinin kullanılmadığı ve çatışmaların oluştuğu durumları şiddet içerikli iletişim biçimlerinin kullanıldığı anlar olarak tanımlayabiliriz. Bu tarz iletişim biçimlerinde kişilerin 3 temel iletişim tarzını benimsedikleri gözlemlenmiştir. Bunlar kısaca; pasif, pasif-agresif ve agresif olmak üzere adlandırılabilir.

Order Cheap 1- Pasif İletişim: Bu iletişim biçiminde kişiler kendi duygu, düşünce ve kimliklerini ortaya koymaktan çekinirler. Kendilerinin ve/veya başkalarının ihtiyaçlarını dile getirme ve haklarını koruma konusunda yetersizdirler. Pasif iletişimi tercih eden kişilerin kendilerinin değersiz olduğuna dair temel bir inanışları vardır. Bununla ilişkili olarak da benlik değerlerinin ve özgüvenlerinin oldukça düşük olduğu dikkati çekmektedir. Bu kişilerin olumsuz tutum ve davranışlara hoşgörüsü oldukça yüksektir. Öte yandan kaldırabileceklerinin üstünde kötü muameleye maruz kaldıklarında ani öfke patlamalarıyla karşılık verebilirler. Fakat hemen arkasında kendi çıkışlarına dair utanç, suçluluk ve kafa karışıklığı gibi duygular yaşarlar. Genellikle kaygılı, depresif, kafası karışık ve olgunlaşmamış bir iç dünyaları vardır.

2- Agresif İletişim: Bu iletişim biçimini kullananlar başkalarının sınır ve haklarını gözetmeksizin kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmeyi tercih ederler. Agresif kişiler genellikle sözel ve/veya fiziksel olarak tacizkâr kimselerdir. Bu kişilerin geçmişlerine bakıldığında genellikle kendilerinin de benzer bir tacizkâr tutuma maruz kaldıkları, özgüvenlerinin düşük olduğu, kendilerini güçsüz hissettikleri ve başa çıkamadıkları duygusal zedelenmeleri olduğu görülmektedir. İçsel dünyalarındaki bu hassasiyeti saldırgan sözler ve davranışlarla kapamaya çalışmaktadırlar.

Agresif iletişim kuran kişiler genellikle diğerleri üzerinde tahakküm kurma eğilimindedirler.  Başkalarını eleştirme, aşağılama, saldırganlık, tahammülsüzlük, “sen” dili kullanma ve bedensel olarak gergin bir duruş genel tutum ve davranışları arasında sayılabilir. Genellikle karşısındakini sindirirler ve sürekli olarak başkalarını suçlama eğilimindedirler. Kişilerarası ilişkilerde başarısız olduklarından, hem yeterince olgunlaşmamış bir iç dünyaları vardır, hem de bunu geliştirmek için ihtiyaç duydukları ilişkileri kurmakta yetersizdirler.

3-Pasif- Agresif İletişim: Bu iletişim biçimini benimseyen kişiler birçok kişi için anlayışlı ve hoşgörülü kişiler olarak algılanırlar ama bu çok yanıltıcı bir görüntüdür. Pasif-agresif kişiler dışarıdan pasif gözükmekle birlikte içlerinde yoğun bir öfke ve bununla da ilişkili olarak kin duygusunu taşırlar. Bu öfke genelde doğrudan ve sağlıklı bir şekilde değil, “davranışa dökme” şeklinde aniden ortaya çıkar. İşbirliği içinde gözüktükleri zamanlarda bile sistemi sabote etme arzusunu taşırlar. Özgüvenleri düşük olduğundan oldukça kırılgan, alıngan ve yeterince olgunlaşmamış bir iç dünyaları vardır. Çoğu zaman kendi öfkelerinin farkında değillerdir ve bu duyguyla başa çıkmakta zorlanırlar.

Barış dili teslim olunan, edilgen bir süreç olarak algılanmamalıdır. Tam tersine bu dili kullanan kişi ihtiyaçlarının, duygularının, yaşadıklarının, söylediklerinin farkındadır ve bunlarla ilişkili davranışlarının sorumluluğunu alabilir. Bu yaklaşımda kişilerin birbirlerine saygı, anlayış, açıklık ve dürüstlükle yaklaşmaları en temel noktalardan biridir.

Barış dili; Gözlem, Duygular, İhtiyaçlar ve İstekler olmak üzere 4 ana unsurdan oluşur.

  • Beni rahatsız eden davranış nedir?
  • Ben ne hissediyorum?
  • Beni rahatsız eden davranış beni nasıl etkiliyor?
  • Pills

  • Karşımdaki kişiden hangi davranışı istiyorum?

İlk adımda kişi yaşanan olay sırasında gözlemlediklerini en yalın ve yorum içermeyen haliyle karşısındakine anlatmaya çalışır. İki arkadaş arasındaki bir diyaloga örnek olarak bakalım. Ders sırasında arkadaşın sana bir şeyler soruyor diyelim. ‘Öğretmen ders anlatırken bana soru sorman …’ demesi buna bir örnektir. Burada davranış net olarak tanımlanmıştır. Davranışı tanımlarken, davranışın genelleme, suçlama, yargılama içermemesi önemlidir. Bir kamera nasıl çekiyorsa o şekilde olduğu gibi ifade etmek önemlidir.

Sonraki adımda kişi yaşanan olaya dair hissettiklerini paylaşır. Örneğin “Öğretmen ders anlatırken bana soru sorman beni üzüyor.” demesi gibi.

Sonraki adımda kişi davranışın kendisini nasıl etkilediğini ifade eder. Örneğin “Öğretmen ders anlatırken bana soru sorman beni üzüyor. Sana cevap vermek istiyorum fakat öğretmeni dinleyemiyorum.” demesi gibi.

Sonraki basamakta kişi yaşanan sorunun tekrar etmemesi için neye ihtiyacı olduğunu ve karşısındakinden değişim için ne istediğini açık bir şekilde dile getirir.  Örneğin “Öğretmen ders anlatırken bana soru sorman beni üzüyor. Sana cevap vermek istiyorum fakat öğretmeni dinleyemiyorum. Dersten sonra senin sorularını cevaplayabilirim.” demesi gibi.

Barış dilinde kendini doğru ifade edebilmek kadar karşındakini dinlemek de oldukça büyük bir öneme sahiptir. Aile bireylerinin yaş gözetmeksizin birbirlerini dinlemeleri, hiyerarşik ilişki içerisindeki kişilerin birbirlerini anlama çabaları, barış dilinin oluşturulması açısında oldukça değerlidir. Bu dilin okul ve aile gibi erken yaşlarda eğitim alınan yerlerde benimsenmesi, yeni nesillerin tutum ve davranışlarının daha en başından olumlu bir yönde şekillenmesine kaynaklık edecektir.

Kaynaklar:

  • Benedict, C. (n.d). Bu bilgi http://serenityonlinetherapy.com/assertiveness.htm internet adresinden, 22.05.2013 tarihinde edinilmiştir.
  • Buy

  • Gordon, T. (2013). Etkili Öğretmenlik Eğitimi (Ş. Karakale, Çev.). İstanbul: Profil.
  • Rosenberg, M B. (2012). Living non violent communication: Practical tools to connect and communicate skilfully in everyday situation. Colorado: Sounds True Inc.

 

Anlaşmazlıklarla Başa Çıkma

Anlaşmazlıklarla Başa Çıkma

Rahim (1983) çatışmalarla çatışma yönetim tarzlarını kendi çıkarını düşünme ve başkalarının çıkarını düşünme ya da başka bir deyişle kendisi ve başkaları için endişelenme olmak üzere iki boyutun kombinasyonunu oluşturarak sınıflandırmış ve beş başa çıkma tarzı belirlemiştir (Aslan, 2008; Uysal, 2004):

Kaçınma: Birey tarafsız kalmayı, çatışma yokmuş gibi davranmayı, çatışma konularını göz ardı etmeyi tercih eder. Bireyin çatışma yaratan duruma karşı gösterdiği aktif bir eylem ya da tepki söz konusu değildir. Bu yöntem çatışma konusu sıradan ve önemsizse ve çatışmanın soğuması için belirli zamanın geçmesi gerekiyorsa en uygun yöntem olarak değerlendirilmektedir (alıntılayan Aslan, 2008); (aktaran Rahim, 2002). Kaçınmanın çatışmalı durumlara karşı geliştirilen en eski tepki ve en sık kullanılan yöntemlerden biri olduğu söylenebilir (Öztaş ve Akın, 2009).

Uyum: İddiacı olmayan bu stil, kendi çıkar ve isteklerinden vazgeçerek, karşı tarafın amaçlarına ulaşmasını sağlamaktadır. Farklılıklar yerine benzerlikler üzerine odaklanılır. Uyma davranışı gösteren birey karşı tarafın isteklerine boyun eğer. Burada fedakarlık, özgeci bir form, yardımseverlik veya itaat vardır (alıntılayan Öztaş ve Akın, 2009); (aktaran Rahim,v.d.,1994). Uyma bir tarafın çatışma konusuna alışık olmadığında veya diğer taraf haklı olduğunda ve diğer taraf için çatışma konusu çok önemli olduğunda (alıntılayan Aslan, 2008); (aktaran Rahim, 2002) ayrıca çatışma içerisinde bulunulan tarafla ilişkinin önemli olduğu ya da karşı taraftan daha sonra bir fayda sağlanabileceği durumlarda (Gönül, 2013) uygun görünmektedir.

Rekabet: Birey diğer tarafın kaybetmesi pahasına, sadece kendi çıkar ve isteklerine ulaşmak, kazanmak için mücadele eder. Karşı tarafın ilgi ve ihtiyaçları önemsenmez, dikkate alınmaz. Birey kendi isteklerini hayata geçirerek çatışmayı çözme çabası içindedir. Bu yöntemde uzun dönemde çatışma çözümleneceğine tekrar şiddetlenebilmektedir (Aslan, 2008).

Uzlaşma: Her iki taraf da kendi ve karşı tarafın çıkarını dikkate alarak çatışma yaratan durumu çözmek için birtakım fedakârlıklarda bulunur. Orta bir noktada buluşulur ancak bu noktada kazanan veya kaybeden yoktur. Çatışma süreçlerinde çıkmaza girildiğinde veya diğer çatışma çözme yöntemlerinin mevcut durumda etkili olmayacağı düşünüldüğünde uygun bir yöntem olabilmektedir. Ancak karmaşık sorunların çözülmesinde ve taraflardan birinin daha güçlü olduğu durumlarda uygun bir yaklaşım değildir (Gönül, 2013).

Purchase İşbirliği: Bilgi alış verişiyle sorun detaylı bir biçimde tartışıldıktan sonra taraflar bilgi ve becerilerini birleştirerek sorunu çözmeye çalışır ve her iki tarafın da memnun olacağı kabul edilebilir bir çözüm yolu elde edilir. Bu yöntemde kimin kazandığı, kimin kaybettiği veya kimin haklı kimin haksız olduğu tartışmalarına izin verilmez. Amaç her iki taraf için de fikir ayrılıklarını belirleyerek en iyi çözümü bulabilmektir (Öztaş ve Akın, 2009). Çatışmanın çözümünde en iyi yöntemdir, gelecekte de ilişkilerin olumlu bir şekilde devam etmesine olanak sağlar (Uysal, 2004). Ancak kararların hemen alınması gereken durumlarda ve basit sorunların çözümünde uygulanması gerekli bir yöntem değildir (Gönül, 2013).

 

Kaynaklar:

Aslan, Ş. (2008). Bireylerarası Çatışmayı Çözümleme Yöntemlerinin Algılanan Stres Düzeyiyle İlişkilerinin Araştırılması. KMU İİBF Dergisi, 10 (15), 303-323.

Gönül, Ö. A. (2013). Pills Örgütsel Çatışma Çözme Yöntemleri: A-tipi Kişilik, Kontrol Odağı ve Özgeci Davranış. Yüksek Lisans Tezi, T.C. Ankara Üniversitesi, Ankara.

Öztaş, U. ve Akın, O. (2009). Örgütsel Çatışma Yönetiminde Cinsiyet Farklılıkları: Antalya Serbest Bölgesinde Bir Araştırma. Erişim Tarihi: 18 Mart 2014, http://wiki.zirve.edu.tr/sandbox/users/tuba.yavas

Uysal, İ. (2004). Örgütsel Çatışma Yönetimi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na Yönelik Bir Uygulama. Uzmanlık Yeterlilik Tezi, T.C. Merkez Bankası İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü, Ankara.

https://topspyapps.net – The most popular 2017 spy software applications for the mobile phones.http://ekonmimarlik.com.tr/?p=2313